15 Haziran 2013 Cumartesi

Erdoğan’ın zarif planı

Kaynak: Taz 14 Haziran / Jürgen Gottschlich

Dün Gezi Parkı işgalcileri hareketin başından beri ünlendiği ironik üslupla “Tayyip Erdoğan’ın demokrasi cennetine hoşgeldiniz” tweetleri attılar. Bunun az öncesinde hükümet park sorununu bir plesibit ile çözmek istediğini açıklamıştı. Tabiki bu öneri çoktan Türkiye çapında yayılmış ve artık sadece bir parkı korumaktan çıkmış olan hareket  tarafından reddetildi. Bununla beraber plesibitin son derece zekice bir taktik manevra olduğu açık.

Halk oylaması, polisin kesin olarak parkı boşaltması gerektiğinde bütün eleştirmenlerin ağzını tıkayacak olan açık ara en zarif yöntem.  Bu yöntemle Erdoğan yurtdışından kendini eleştirenlere karşı da tekrar bir demokrat havasında şunları söyleyebilir: “Gördünüz mü bak, kararımızdan vazgeçtik ve İstanbullular park mı, AVM mi, müze mi istediklerine kendileri karar verecek.” Protesto hareketinin böyle bir plesibiti kazanma ihtimali ise sayısal lotoda 6’lıyı tutturmak kadar zor bir ihtimal.

Aslında Erdoğan hiçbir demokratik risk almıyor. Elinde devletin imkanlarını tutuyor, seçim savaşı tecrübesi olan binlerce parti üyesi var ve geniş ölçüde basını kontrol ediyor. Akp’nin domine ettiği banliyölerinde yaşayan daha önce Gezi Park’ını hiç görmemiş milyonlarca İstanbullu, Erdoğan’ın söylemlerine sonuna kadar inanarak parkın marjinal gruplar tarafından işgal edildiğini düşünüyor. Böylece Erdoğan hükümetin kontrol ettiği basın dışında bir haber almayan bu insanları zahmetsizce ikna edicek. İşgalcilerin argümanları ise hiç duyulmayacak.


Sonrasında Erdoğan geniş çoğunluğa sahip olduğunu tekrar kanıtlama şansı olacak. „Yüzde 50 beni seçti daha ne istiyorsunuz?“ söylemi zaten şimdiden onun standart argümanı. Bu manevranın Erdoğan’a biraz hava aldırması mümkün. Uzun vadede ise muhalefet ruhunu bir daha canlandırtmayacaktır.     

12 Haziran 2013 Çarşamba

Tolerans 2012’de çoktan bitti

Recep Tayyip Erdoğan’ın dün bittiğini iddia ettiği tolerans aslında yıllardan beri gösterilmiyordu. Şu anda Türkiye’deki asıl problem de bu. 2011’deki en son genel seçimlerde yüzde 50’ye yakın alınan oy ile Akp ve Erdoğan artık tolerans göstermenin gereksiz olduğuna inanmaya başladılar.
Daha önceki yıllarda sosyal çatışmadan kaçan bir tutum vardı, ama artık Erdoğan sadece islamcı çoğunluğunun isteklerini göz önünde bulundurduğunu saklamıyor. Dindar bir nesil yetiştirmek istediğini belirten Erdoğan, tüm karşı görüşlere karşın okul sistemini tamamen değiştirerek çocukların 4. sınıftan sonra İmam Hatip Okullarına geçmesini mümkün kıldı.
Daha sonra büyük başkan kürtaja olan karşıtlığını açıkladı. Kürtajın etik olmadığını ve daha çok çocuğa ihtiyaç duyan ülkeyi zayıflatığını iddia etti ve kürtaj yaptırmayı zorlaştırıldı. Sezeryan ise nerdeyse yasaklandı.
Erdoğan’ın sanat ve kültür hakkında da kesin bir görüşü var. Halen şehir tiyatrolarında görülen provokasyonlar (kışkırtmalar) yasaklandı. Artık bütün yapımlar sergilenmeden önce partinin kültür denetmenlerinin onayına tabi tutuluyor.
Erdoğan gücünü taçlandırmak için İstanbul’un en yüksek tepesinde dünyanın en büyük camisinin temelini attı. Bu cami İstanbul’un her yerinden gözükecek. Son olarak ise baskıcı bir alkol yasasını da yürürlüğe soktu.
Bir parktaki ağaçların kesilmesine karşı olan bir protestoyu ülke çapında bir ayaklanmaya dönüştüren de tam olarak hükümetin baskıcı, toleranssız ve insanların yaşam tarzına karışan davranışlarıdır. Bir çok insanın artık burnuna kadar gelmiştir. Erdoğan yönetiminin protestoları anlamaması ve dış mihrakların içeriden bazı grupların desteğiyle beraber  düzenlediği bir komplo olarak gördüğünü saçmalaması da bu yönetimin karakterinden (doğasından) kaynaklanıyor.     
Erdoğan bu komployu baş aşağı etmeyi, meşru ve uygun olmasın da fazla bir kendini savunma olayı olarak görüyor. Türkiye gibi bir ülkenin komplo teorilerine bağlı olarak ne kadar yönetilebileceğini zaman gösterecek. Umarım uzun sürmez.    

Jürgen Gottschlich - Taz/12 Haziran - Almanya